Günbatımında Adana
 
 
 
 
   
  ADANA  
   
 
Kulaktan kulağa dolaşan Adana efsaneleri
Bir Mühendislik Harikası: Alman Köprüsü
Adana tarihinin zenginlikleri
Adananın İlçeleri
Kebap Adana`da yenir...
 
  LİNKLER  
 
Cebit 2013 Hannover Tur Programları
Domotex 2013 Hannover Tur Programları
EMO 2013 Hannover Tur Programları
DURU ELEKTRİK & MÜHENDİSLİK
KEŞAN HAZIR BETON
Makina Odası
Saros Körfezi
Baskılı Tişört Modelleri
Sanal Edirne Köprüsü
 
  Hasan Kethüda Camii  
Hasan Kethüda Camii, sanat değeri çok üstün bir yapı olmakla beraber, Osmanlı dönemi klasik cami tipinin Adana'da görülebilen tek örneği olması sebebi ile de büyük önem taşımaktadır.
Hasan Kethüda Camii
Yağ Camii'nin arka tarafında, Ali Dede Mahallesi'ndeki 8. Sokak ile Sarıyakup Mahallesi arasında bulunan 19. Sokak'ın kesiştiği köşededir.

Sanat değeri çok üstün olan bu yapı, Osmanlı mimarisinin klasik devir (1501 -1703) cami tipinin Adana’da görülebilen tek örneği olması sebebi ile çok önemlidir.

Hasan Ağa Camii olarak da bilinen Hasan Kethüda Camii, Piri Paşa'nın beyliği zamanında, (1558) yılında «Abdullah oğlu Hasan Ağa» adlı bir kişi tarafından yaptırılmıştır.  Ramazanoğulları'nın hizmetinde olduğu için “Hasan Kedhüda” diye de anılan Hasan Ağa, Halil ve Piri Beyler'e hizmet ve işlerine nezaret etmiştir. Ulu Cami'nin inşasına da nezaret ettiği ve oradan arttırdığı inşaat malzemesi ile bu camiyi inşa ettirdiği; hatta orada çalışan usta ve ameleleri bu camide de çalıştırdığı rivayet edilir.

Hasan Kethüda Camii

Rivayete göre cami tamamlanacağı günlerde Piri Paşa buraya gelmiş ve kendi camiinden arttırılan malzemeyi görünce Hasan Ağa'ya çok öfkelenip onu katlettirmiş ve başından ayırttığı gövdesini avludaki bir çukura gömdürtmüştür. Bir diğer rivayete göre ise, bu sanat eserinin bazı kısımlarının "kendi yaptırdığı camiden daha da güzel olduğunu" gören Piri Paşa’nın, hırs ve kıskançlıkla Hasan Kethüda’yı katlettirdiği iddia edilir. Bu iddialar iki farklı mimari üsluba ait eserler düşünüldüğünde biraz farazi kaçmaktadır.

Caminin planlarının Mimar Sinan tarafından hazırlandığı söylenmekte olup, bu söylentinin gerçek olmasından ziyade, bu eserin yapıldığı dönemin ekolünü oluşturan klasik Osmanlı devri mimarisine ait olduğudur. Gerek bina konstrüksiyonu, gerek oranları ve gerekse mekan etkisi Sinan'a has özellikleri taşıması açısından bu varsayımın doğru olabileceği kanaatini vermekte ise de, cami Mimar Sinan’ın kendi ağzından Sai Çelebi’ye yazdırdığı Tezkiret’ül Bünyan’daki eserler arasında gösterilmemektedir.
Caminin önündeki bir taş avludan sonra, caminin son cemaat yerine geçilir. Stalaktit başlıklı klasik sütunlarla ikiye ayrılan bu geniş yerin dış tarafı düz çatıyla, iç kısmı ise üç kubbe ile örtülmüştür. İçeri girildiğinde kare planlı ferah bir mekanla karşılaşılır. Kenar uzunlukları 10,70 metre olan bu kare alanın üstünü yüksekçe bir kasnak üzerine oturtulan büyükçe bir kubbe örtmüştür. Bu kubbe, dört duvar ile köşelerde hafif sivri kemerlerle meydana getirilen trompların teşkil ettiği yuvarlak üzerine oturtulmuştur. Caminin bu tek kubbeli harim kısmının iki yanında dar uzun koridor şeklinde birer son cemaat yeri daha vardır. İkişer giriş yeri ile bu yan kısımların orta mekan ile bağlantıları sağlanmıştır.

İki bölümden meydana gelen son cemaat yeri, klasik Türk mimarisinde görülen stalaktitli sütun başlıklarının taşıdığı sivri kemerlerle 3 bölüme ayrılmakta ve bölümler üzerini küçük kubbeler örtmektedir. Dıştaki ikinci son cemaat yeri ise hafif meyilli bir sundurma ile örtülmüştür. Son cemaat yerinden caminin esas ibadet mekanına girilmekte olup, kare plandaki mekanı, köşe trompları ile intikali sağlanan yüksek kasnaklı bir kubbe örtmektedir.

Diğer taraftan, mekanı genişletmek ve daha fazla cemaat alması için iki yanda yapılmış birer koridor yer alır. Yarım silindirik niş şeklindeki mihrap ve minber büyük bir ustalıkla meydana getirilmiş olup, devrinin orijinal eseridir. Üst kısmı stalaktitlerle nihayetlenen mihrap nişinin etrafı siyah ve beyaz mermerden yapılmış desenlerle süslüdür. Ayni şekilde siyah-beyaz mermerle kaplı olan minber de, yan kısımları üsluplaşmış kıvrık dal ve yaprak motifleri ile süslenmiştir.

Kuzey duvarına bitişik olarak yapılmış, mahfili ise ayrı bir özellik taşımaktadır. Her tarafı ahşap olan mahfelin zarif görünüşü, tezyinat ve kalem işlerinin güzelliği ile devrinin ahşap işçiliğini yansıtmaktadır. 1703-1730 tarihli ve tek şerefeli minaresi ise klasik devir Osmanlı mimarisinin sade örneklerinden birini teşkil etmektedir. Şerefe altına kadar kesme taştan yapılmış olan minarenin, şerefe altı stalaktitleri sanatkarane bir işçiliği yansıtmaktadır.

Cami içindeki en süslü kısımlardan biri de müezzin mahfelidir. Tamamen ahşaptan yapılan mahfelin alt tarafındaki kalemisi nakışlar, bu tip bezemenin Adana'daki tek örneğini teşkil eder. 16. yüzyılda yaygın olan ahşap üzerine boya uygulamalarından, günümüze ulaşan çok az sayıdaki örneklerden biri olması, bu küçük camiye ayrıcalık kazandırmaktadır.

BU KONU HAKKINDA YORUMLAR
   
   
   
   
   
   
   
   
   
 
www.adanadan.biz   Hakkımızda | Kullanım Koşulları |  Gizlilik Sözleşmesi  | Bize Ulaşın
 
© 2006, Birleşmiş Fikirler
[Fikir Tasarım Atölyesi]